Bu Ne Yaman Çelişki Anne!

Bu Ne Yaman Çelişki Anne!

Avrupalı devletlerin İslam’a ve Müslümanlara olan düşmanlıkları, kuruluşlarından bugüne süregelmiştir. İslam’a duydukları kin ve nefret bakımından radikalliklerinden bir şey kaybetmemekle beraber son zamanlarda metod değişikliğine gittiler. Eski Avrupa devletleri genel itibarı ile “perde arkasından yönetmeci” İngiliz siyaseti güderlerdi. Elde etmek istedikleri şeyi içerideki maşaları eliyle, suya sabuna dokunmadan rahatlıkla elde ederlerdi. Ancak son dönem Avrupa’sına baktığımızda eskiye nazaran ciddi bir strateji değişikliğine gittiklerini rahatlıkla görebiliriz. Hatta bu değişikliği Avrupa’da faşizmin yükselişi olarak tanımlamak daha isabetli olur. Artık dolaylı yöntemlere başvurmuyor, doğrudan saldırıyorlar. Almanya, Avusturya ve son olarak da Hollanda’da yaşananlar hepinizin malumu.

Uluslararası siyasette Batı’nın üstünlüğünün belirgin olduğu 19. ve 20. yüzyıllara şöyle bir dönüp bakalım. Bu yüzyıllardaki ekonomik ve askerî üstünlüğü sayesinde önce Osmanlı’nın sonra da Türkiye’nin siyasetini yönlendirme alışkanlığı edinen Avrupa, her zaman kendi çıkarlarının önde tutulduğu bu ilişki tarzını bugün de Türkiye ile devam ettirmek istiyor. Kısacası beyaz adam her daim yönetmek istiyor.

Ankara’yı kendi eksenlerinde tutmak ve Avrupa’nın çıkarlarına aykırı politikalara yönelmesini engellemek için 150 yılı aşkın süredir değişik şekillerde Osmanlı ve Türkiye’nin iç işlerine müdahale eden Batı, kimi zaman azınlık haklarını bahane ederek müdahale etti, kimi zaman da Türkiye’nin “ekseninin kaydığını” ileri sürerek dış politikamıza “eksen ayarı” vermeye kalkıştı.

Bu müdahalelerde bir taraftan demokrasiyi bahane ederken diğer taraftan darbelere destek vermeleri; insan haklarını bahane edip, aynı zamanda insanların en temel hakkı olan yaşama hakkını ellerinden alan terör örgütlerine destek vermeleri arasındaki çarpıklık gün gibi ortadaydı.

Her ne kadar Avrupalı radikal sağcı liderler, kendilerine “neo-Nazizm” bağlamı üzerinden “faşist” olduklarına yönelik yapılan eleştirileri ağır bulsalar da bu eleştiriler gayet yerinde, hatta az bile. Şiddete başvurmayan sivil insanlara köpeklerle saldırma eylemini başka hangi kavramla açıklamamız gerekirdi ki? Eğer bu eleştirilere kızıyorlarsa, meseleye bir de yıllarca bize dayattıkları “AB kriterleri” açısından baksınlar. Kendi elleriyle yaptıkları putları gerektiği zaman nasıl da rahatlıkla yediklerini o zaman daha rahat göreceklerdir.

Batılı aşırı sağcı siyasetçileri bir tarafa bırakalım, onların zaten elle tutulur bir yanı yok. Avrupa’nın ana akım siyasetçileri, akademisyenleri, bilim adamları ve gazetecilerine baktığımızda onlar da Hollanda’da ve Almanya’da yaşanan “faşist” uygulamalarla ilgili ufak bir açıklama bile yapamadılar, yapmadılar. Tüm Batı medyası, meseleyi diplomatik bir kriz olarak görmeyi tercih etti.

15 Temmuz darbe girişimi esnasında 248 sivil vatandaşımızı şehit eden teröristlerin yargılanırken “incitilmemesi” gerektiğini söyleyen Batılılar, şiddete başvurmadan gösteri hakkını kullanan insanlara karşı Hollanda polisinin uyguladığı şiddete sesini çıkarmadı.

Daha birkaç ay önce HDP milletvekillerine sahip çıkmak için mahkemeden mahkemeye koşan Ankara’daki Batılı Büyükelçiler, Hollanda’da insanlık dışı muameleye maruz kalan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bakanı ile ilgili hiçbir açıklama yapmadı. Diplomatik dokunulmazlığı bulunan diplomatların Hollanda’da gözaltına alınmasına seslerini çıkarmadılar. Bu saatten sonra artık kimse bize Batı’da özgürlük, insan hakları ve dahi insanlık masalları anlatmasın.

Batı, işgal ettiği ve sömürgeleştirdiği yerlerde, zulüm ve baskı üzerine faşist yönetimler kurdu. Batı toplumu asla çok kültürlü, çok dinli, çok dilli yaşamdan yana değildir. Kendini zorlayarak ve kerhen böyle bir yaşam sürmüştür sadece. Her zaman ırkçı, ötekileştirici, sömürgeci ve faşizandır.

Bugün hala toprak altından toplu mezarların çıktığı Bosna’da, masum Bosnalı sivilleri Sırp kasaplarına teslim edenler Hollanda askerleriydi. Çığlıklar arasında binlerce Müslüman Boşnak’ın öldürülmesini izledi tüm Batı. O gün ‘uygar’ Batı, Bosna’da insanlık imtihanını kaybetti.

Zaten Batılılardan ve Batıcılardan medet ummak anlamsız. İkiyüzlülüklerini anlatmaya kelimeler kifayetsiz. Ancak şunu bir kez daha vurgulamalıyız: Bugün Avrupa fabrika ayarlarına geri dönüyor. Tepkisel siyaset Avrupa’yı kuşatıyor. Trumpizm sadece Amerika’nın değil, Avrupa’nın da bir gerçeği haline geliyor.

Önceki Suriye Siyasi Tarihinin Kara Lekesi: Baas Rejimi
Sonraki Sıradan Bir Ortadoğu Masalı: Lübnan İç Savaşı

Comments are closed.