Kadîm Kuraldır: Gelen Gideni Aratır

Kadîm Kuraldır: Gelen Gideni Aratır

Suudi Arabistan’da son dönemde yaşanan dönüşümün mimarı olarak bilinen Veliaht Prens Muhammed bin Selman (MBS), bu göreve gelişinin ardından ilk yurt dışı ziyaretini düzenlemek üzere Mısır, İngiltere ve ABD’yi kapsayan bir tur gerçekleştirdi geçtiğimiz günlerde. Atılan çok sayıda imza ve verilen onlarca sözle birlikte de ülkesine döndü. Selman’ın bu ziyaretlerini ABD Başkanı Donald Trump, Kral Selman ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi’nin geçen yıl mayıs ayında verdikleri sihirli küre pozundan ayrı düşünmek tabii ki mümkün değil. Şimdi mezkûr ziyaretlere ‘küre’sel ittifak bağlamında şöyle bi’ göz atalım.

Hatırlanacağı üzere 2013’te Mısır’da gerçekleştirilen askeri darbenin en büyük destekçilerinden birisi Suudi Arabistan’dı. Riyad yönetimi darbeyi izleyen süreçte Sisi rejimine en fazla mali yardımda bulunan ülke olarak dikkat çekmişti. Buna karşılık Kahire, Akabe Körfezi’nde stratejik bir konumda bulunan Tiran ve Sanafir adalarını Suudi Arabistan’a devretme kararı almıştı. Mısır üzerindeki hakimiyetinin sürmesini bölgesel politikalar açısından hayati gören MBS, bu çerçevede Mısır’a gösterdiği önemi vurgulamak için yurt dışı gezisinin ilk durağı olarak bu ülkeyi seçti.

Zira son yüzyılda Arap coğrafyası incelendiği zaman ön plana çıkan en önemli iki ülkenin birisi Suudi Arabistan’ken bir diğeri Mısır olmuştur. Bu iki ülke arasında tarih boyunca Arap dünyasının liderliği konusunda mücadele ve rekabet yaşanmıştır. Geçtiğimiz yüzyılın ortalarında özellikle Faysal ve Nasır arasında yaşanan rekabet ve bunun sonucunda oluşan çatışma ortamı hepimizin malumu. Tüm bunlara karşılık özellikle Arap İsyanları sonrası Mısır derin devleti ile Suudi Arabistan arasında ciddi bir ittifak ortaya çıkmıştır. Birçok kişi tarafından anlamlandırılamayan bu ittifak aslında pragmatist bir ilişkiden çok daha fazlası değil. Ortadoğu’da yeni bir bölgesel dizayn projesinin peşindeki aktör olan MBS’nin temel hedefi İran’a karşı bir blok oluşturabilmek. Trump yönetiminin desteğini alan ve Suud prenslerini yola getiren Selman, Körfez ülkelerini Suud-BAE-İsrail-Mısır hattının etrafında toplamaya çalışıyor. Katar’ın ablukaya alınması da bu projeye ters düşmesiyle ilgiliydi. Yine Mısır’ın yaşadığı çalkantılar sonrasında finansal destek ihtiyacı da Mısır-Suud ittifakının bir diğer sebebi olarak sayılabilir.

Veliaht Prens Selman’ın ikinci durağı ise İngiltere olmuştur. Londra temaslarında Suudi liderin ana gündem maddeleri arasında; başlatılan reform girişimine destek, bölgesel politikalarda ortaklık ve ekonomik iş birliğinin artırılması gibi konular yer almaktadır. Nitekim bu çerçevede iki ülke arasında birçok farklı alanda en az 1,5 milyar doları bulan 18 iş birliği anlaşması imzalanmıştır. Veliaht Prens Selman’ın İngiltere’nin desteğini kazanması, ülkesindeki iktidar mücadelesinde olası rakiplerin ortadan kaldırılması noktasında ciddi bir kazanım sağlayacaktır kendisine.

Bunun yanı sıra 2017’nin yaz aylarında Suudi Arabistan’ın liderliğinde başlayan ve Katar’ı hedef alan politikasında halen kesin bir sonuç elde edemeyen Riyad yönetimi, bu konuda da Londra’nın desteğini aramaktadır. Katar’la tarihsel güçlü ilişkileri olan ve Doha’ya yönelik baskı sürecinde yönetimdeki El-Sani ailesine desteğini gösteren İngiltere’nin bu konuda bir politika değişikliğine gitmesi, krizin gidişatında önemli bir rol oynayacaktır.

MBS’nin, bu yönde bir politika değişikliğine gitmesi beklenmeyen Londra’ya özellikle “ekonomi” silahını kullanarak yaklaşması kaçınılmazdır. Nitekim Veliaht Prens Selman’ın gezisinde öne çıkan konulardan bir diğeri de ekonomidir. Suudi Arabistan petrol şirketi Aramco’nun halka arzı süreciyle yakından ilgilenen İngiltere, ilk etapta hayata geçirilecek ve 100 milyar dolar tutarında olacak yüzde 5’lik ihalenin Londra’da gerçekleşmesini amaçlamaktadır.

Suudi Arabistan’la İngiltere arasındaki ilişkinin bir başka önemli boyutu ise savunma sanayii ürünleri ve silah anlaşmalarıdır. Son yıllarda silah ithalatının en önemli alıcısı haline gelen Suudi Arabistan’ın İngiltere’den yaptığı ithalatta da ciddi artış gözlemlenmektedir.

MBS’nin İngiltere ziyaretindeki en dikkat çeken karelerden birisi ise Kraliçe Elizabeth ile Buckingham Sarayı’nda verdiği poz olmuştur. Yürüttüğü reform politikaları açısından sembolik bir anlam taşıyan bu görüntü ile Muhammed bin Selman, Batı ülkeleri nezdinde reformist bir lider imajını pekiştirmeyi hedeflemiştir. Yine Kahire’de Kıpti kilisesini ziyaret etmesi de MBS’nin kendisini “Batı’nın bölgedeki baş müttefiki” olarak sunma çabası olarak okunabilir. Zaten İngiltere ziyareti öncesinde Avrupa basınının, MBS’nin ılımlı İslam çağrılarına ve ülkede -başta kadın hakları olmak üzere- aldığı bir dizi reform kararına olabildiğince vurgu yapması da bu amaca hizmet eder nitelikte.

Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Suudi Arabistan’daki liderlik mücadelesinde küresel aktörlerden güçlü bir destek görmesi, bölge siyasetinin geleceği açısından belirleyici olacaktır. Bunun farkında olan Selman da tüm taşlarını oynayacaktır gerekli desteği alabilmek için. Ortadoğu’daki kutuplaşma fırtınası şiddetlenecek; yine filler tepişecek, karıncalar ezilmeye devam edecektir.

Önceki Şehit Meşalem Olsan Benim
Sonraki Eksik Heykel*

Comments are closed.