Üstü Bıyık Altı Sakal: İdlib Operasyonu

Üstü Bıyık Altı Sakal: İdlib Operasyonu

Türkiye ve Rusya’nın inisiyatifiyle 30 Aralık 2016’da Suriye’de sağlanan (ve ne rejim ne de Rusya’nın söylemden öteye götüremediği) ateşkes ile başladı Astana süreci. Türkiye, Suriye muhalefetinin garantörlüğünü üstlenirken; Rusya, Esed rejimin garantörlüğünü aldı. İran ise sürece sonradan dahil edildi.

Daha önceki görüşmelerde alınan karara göre “Lazkiye, Halep ve Hama vilayetlerinin belli bölümleri, Humus vilayetinin belli bölümleri, Şam/Doğu Guta bölgesi ile Dera ve Kuneytra vilayetlerinin belli bölümleri” çatışmasızlık bölgesi olarak belirlenmişti.

Geçtiğimiz eylül ayının ortasında gerçekleştirilen altıncı toplantıda ise İdlib’de de eskalasyon (gerginliği azaltma) bölgesi oluşturmak üzerinde mutabakat sağlandı. Astana toplantılarının üç garantör ülkesi olan Türkiye, Rusya ve İran’dan Suriye’ye gönderilecek gözlemcilerin, çatışmasızlık bölgesinin sınırlarını teşkil eden güvenlikli bölgelerde oluşturulacak kontrol ve gözlem noktalarında konuşlandırılmalarına karar verildi.

Hatırlayacağınız üzere 6. Astana görüşmelerinden 1 buçuk ay önce, 30 Temmuz 2017’de Trump’ın DAEŞ özel temsilcisi Brett McGurk, İdlib’deki El Kaide yapılanmasıyla Türkiye’yi ilişkilendirmeye yönelik iftiralarda bulunmuştu. Bu durum Ankara’nın sert tepkisiyle karşılanmıştı. McGurk’ten hemen iki gün sonra bu kez de Trump’ın Suriye Özel Temsilcisi Michael Ratney, El Kaide/Nusra bağlantılı örgütlerin İdlib’de hakimiyet kurması halinde askeri müdahale yapacaklarının sinyalini verdi.

Suriye’de görevli iki üst düzey Amerikalının peş peşe İdlib üzerine yoğunlaşan açıklamalar yapması tesadüf değildi. Artık kabak tadı veren planını devreye sokmuştu anlaşılan ABD. Baştan beri PYD/YPG terör örgütüne Suriye’nin kuzeyinde, Türkiye sınırı boyunca bir koridor oluşturup, o hattı Akdeniz’e ulaştırmak hedefinde olan Amerika; Fırat Kalkanı harekatıyla boşa çıkan hayallerini yeniden yeşertmek için bu sefer B planını devreye soktu. Azez-Cerablus hattının güneyinden yeni bir koridor açıp, Afrin’le diğer PYD/YPG işgalindeki toprakları birleştirme yoluna yöneldi. İşte bu alternatif güzergahta İdlib’in önemi ortaya çıktı. İdlib’in kuzey hattını kullanarak Kobani ve Cezire kantonlarının Afrin’e bağlantısını gerçekleştirmiş olacaklardı.

Bu aşamada alışılageldik ABD stratejisi devreye girdi. Önce El Nusra tehdidini dünya gündemine sokacak, sonra da müdahale için fırsat kollayacaklardı. Fırsatı ele geçirdikleri anda ise kurgu hazır: ABD öncülüğündeki Koalisyon Hava Kuvvetleri ile ABD’nin kara gücü YPG ve de birkaç ülkenin Özel Kuvvetleri İdlib’e operasyon yapıp, sivil-asker ayrımı gözetmeksizin bölgeyi El Kaide tehdidinden (!) temizleyecek; daha sonra da terörden arındırılmış bölgeyi YPG’ye devrederek geri çekilecekti. Böylece büyük abi ABD terör tehdidine karşı görevini yerine getirmiş olacak; Rusya, İran ve rejim üçlüsünün tehdit olarak gördüğü HTŞ [1] bertaraf edilmiş olacak; PYD ise Kürt koridoru hedefine ulaşmış olacaktı.

Bütün bu denklem içerisinde Türkiye, PYD/YPG’nin Afrin ve İdlib planlarını boşa düşürmek istedi. Zira olası bir durumda PYD’nin bölgeye yerleşmesi ve terör koridorunun tamamlanmasının, ilerleyen dönemde Türkiye’nin elini zora sokacağının; Fırat Kalkanı ile elde edilen bölgelerden TSK ve ÖSO’nun çıkmaya zorlanmasına kadar ilerleyebilecek gelişmelerin söz konusu olabileceğinin farkındaydı Ankara.

Bunun üzerine -Astana görüşmeleri kapsamında- İdlib operasyonu için düğmeye basıldı. Önce ÖSO İdlib’in kuzey batısından Suriye’ye girdi. Ardından TSK, 8 Ekim Pazar günü keşif faaliyetlerine başladı ve 12 Ekim’de de İdlib’in belirlenen bazı bölgelerine çatışma olmadan başarılı bir şekilde intikal etti. Bunun sadece bir intikal olduğu, Türk askerinin bölgede güvenliği sağlamak için konuşlanacağı ve hiçbir grupla çatışma amacının olmadığı da kararlılıkla vurgulandı.

Ancak tüm bu açıklamalara rağmen operasyonun içeriğinin muğlak bırakılması ve Rusya’yla hareket edilmesi, İdlib’de hakimiyeti elinde bulunduran Heyet Tahrir eş-Şam’ı tedirgin etti. Zaten daha öncesinde de HTŞ, Fırat Kalkanı Harekâtına ve Astana görüşmelerine katılan grupları devrime ihanetle suçlamış ve yardımı Allah’tan değil de Batı’dan diledikleri gerekçesiyle sert bir dille eleştirmişti. Bu sebeple İdlib’e girmeye çalışan ÖSO ile HTŞ arasında ilk gün gerilim yaşanmıştı.

ÖSO’nun İdlib’e girişi sırasında yaşanan kriz, TSK ve MİT’ten oluşan bir heyetle, HTŞ’nin de aralarında bulunduğu grupların müzakeresi sonrası çözüldü. HTŞ’ye bağlı gruplar, Fırat Kalkanı Harekâtında görev alan ÖSO güçlerinin İdlib merkezine girmemesi şartıyla çekilme kararı aldı. Sahadan gelen bilgilere bakılacak olursa Türkiye, YPG’nin elinde bulundurduğu Afrin’i kuşatmak amacıyla Daret İzze’de [2] üç kontrol noktası kuracak. İdlib’in merkezindeki varlığı da kısıtlı olacak Türk ordusunun. ÖSO güçleri Afrin sınırında konuşlanırken Rusya ve İran askeri ise sadece rejime ait bölgelerde konuşlanacak, muhaliflerin bulunduğu bölgelere girmeyecek.

Yine HTŞ tarafından yapılan açıklamalara göre eğer Türkiye konuşlandığı bölgelerde çatışmasızlık bölgesinin güvenliğini sağlama dışında bir şeye kalkışmazsa, Türk askeri ile HTŞ arasında herhangi bir çatışma olmayacak.

Sahadaki durum bir yana, biraz da yüreklerimizdeki yaralanmalara dönüp bakalım derim. Fazla politikleşen, dengeler adına değer yargılarını yitiren Müslümanların öz eleştiri yapmasının vakti çoktan geldi. Eskiden mazlumlara üzülürdük, şimdi ise ulusal çıkarlarımıza üzülür olduk. Yüreklerimiz ezilen, hor görülen, haksızlığa uğrayandan yanaydı; şimdi ise stratejik ortaklarımızdan yana. Hiçbir şey yapamıyorsak dahi zulmü zalimin yüzüne haykırırdık; sustuk, dengeleri gözettik, minareye kılıf arar olduk. Üzülüp üzülmemeye, tepki verip vermemeye dahi hesabın sonucuna göre karar vermeye başladık. Devlet sırlarına vakıf olduk sonra. Büyük resmi görmeye, algı operasyonlarını çökertmeye başladık.

Çin’le yaptığımız ticarî anlaşmalar, Uygur kardeşlerimizin çektiği acılara sağır olmayı getiriyorsa; devletin Rusya’yla olan pozisyonu İdlib’deki katliama ses çıkarmaktan alıkoyuyorsa bizi eğer, işte o zaman yüreklerimiz yangın yerine dönmüş demektir. “Bir bildikleri vardır elbet” diye başlayıp devletin derin politikalarını sıraladığımız cümlelere, büyük puntolarla iri laflar ederek yaptığımız analizlere bir ara vermeli ve de sivil yüreklerle olaylara bakabilmeliyiz artık. ‘Reel politik’ bırakalım da devletlere has kalsın, yüreklerimizi işgal etmesin.

Rusya, operasyonun eli kulağındayken İdlib’deki sivil hedeflere yönelik hava saldırısı düzenlemişti mesela. O günlerde yeni stratejik ortağımız Rus lider Putin de Türkiye’deydi. Cılız birkaç tepki verdi kimilerimiz sosyal dünyaları üzerinden. Geri kalanımız ise yine sessiz… Sessiz kalmakla da yetinmedik. Katliamın fotoğraflarını paylaşanları infial yaratmak, ajitasyon yapmak ve yöneticilerin derin planlarına gölge düşürmekle suçladık. Hatta daha öteye gidip bu kişileri yabancı devletlere hizmet etmekle suçlayanlarımız dahi oldu.

“Ölü bebek” fotoğrafı paylaşmayı etik açısından doğru bulmayanları anlarım, tasvip de etmem. Ancak olayı devletin çıkarlarına dayandırıp ‘Reel politik’ uğruna sessiz kalınması gerektiğini söyleyenleri hiçbir zaman anlamadım, anlamayacağım da.

Daha önce de belirttiğim gibi: Reel politik bir devlet için anlaşılabilir, hatta gözetilmesi de gerekir. Ancak her şeyi kamusallaştırdığımız gibi yüreklerimizi de kamusallaştırmayalım. Bırakalım bari onlar sivil kalsın. Unutmayalım ki stratejiler çarpışır, çocuklar ölür.

Üstü bıyık altı sakal olan bu operasyonda umarız ne Türkiye’nin ulusal çıkarları zarar görür ne de bir tek mazlumun kanına bulaşır askerimizin eli.

[1] Nusra Cephesi, Temmuz 2016’da El Kaide ile bağlarını kopardığını ve Şam’ın Fethi Cephesi (ŞFC) adıyla yeniden örgütlendiğini açıklamıştı. Son dönemde dört küçük grubun daha katılmasıyla birlikte ismi bir kez daha değişti ve Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) oldu.

[2] Daret İzze, YPG’nin elinde tuttuğu ve Kobani kantonuyla birleştirmeyi hedeflediği Afrin’in güneyinde, İdlib’e bağlı bir kasaba. Afrin’in batısı ve kuzeyi Türkiye’ye sınır. Doğusu da Fırat Kalkanı Harekâtıyla muhasara altına alınmıştı. Şu an Afrin’in dışarıya açılan kapısı güney sınırı. Daret İzze ve özellikle de Bereket dağına konuşlanan TSK güçleri, Afrin’e yönelik yapılacak herhangi bir operasyon için stratejik üstünlük sağlamış olacak.

Önceki Orta Dünyanın Karanlık Eli: Muhammed Yusuf Dahlan
Sonraki Trump Deklarasyonu

Comments are closed.