Körfez’in Petrol Zengini Ülkesi Kuveyt

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile merhum Kuveyt Emiri Şeyh Sabah el-Ahmed el-Cabir es-Sabah / Fotoğraf: Anadolu Ajansı

Körfez’in Petrol Zengini Ülkesi Kuveyt

Petrol zengini ülkesini Orta Doğu’daki kaostan uzak tutmayı başaran ve bölgesel sorunların çözümünde ara buluculuk rolü ile bilinen Kuveyt Emiri Şeyh Sabah el-Ahmed el-Cabir es-Sabah, 29 Eylül’de hayatını kaybetti.

Bölgede barışın korunması adına her şartta diyalog yollarının açık kalması için çaba gösteren Emir, Arap Baharı sürecinde oluşan ittifaklar konusunda ülkesinin tarafsızlığını korumayı başardı.

Kuveyt, özellikle 2013 yılından sonra şekillenmeye başlayan Mısır-Suudi Arabistan-Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ittifakı dışında kalmıştı. Bu politika, 2017 yılında Katar’a karşı başlatılan abluka sürecinde de sürdürüldü. Kuveyt Emiri, Körfez’de oluşan bu krizin çözümü için ara buluculuk inisiyatifi üstlenerek Suudi Arabistan’ı ablukanın kaldırılması konusunda ikna etmeye çalıştı.

Bu ve benzeri birçok konuda barışçıl çözüm için gayret gösteren, dış politikada BAE ve Suudi Arabistan’ın uydusu olmayı reddeden Emir es-Sabah, günahıyla sevabıyla bu dünyadan göçüp gitti.

Ölümünün hemen ardından Kuveyt Bakanlar Kurulu, Emir’in 83 yaşındaki üvey kardeşi, Veliaht Prens Nevvaf el-Ahmed el-Cabir es-Sabah’ın ülkenin yeni Emiri olduğunu duyurdu. Şeyh Nevvaf, 30 Eylül’de parlamento önünde yemin ederek göreve başladı.

Şeyh Sabah’ın ölümünden sonra “Kuveyt’in tarafsız ve ara bulucu dış politikasında eksen kayması olur mu?” sorusu akıllara gelmişti. Ancak Kuveyt’i yakından takip edenlere göre her ne kadar iç politikada değişiklik beklense de dış politikada ciddi bir değişiklik beklenmiyor. Şeyh Nevvaf’ın, selefinin belirlediği dış politika çizgisini koruyacağı düşünülüyor.

Kuveyt’in Yakın Tarihi

Arabistan Yarımadası’nın kuzeydoğusunda yer alan Kuveyt, Basra Körfezi’nde kıyısı bulunan Arap devletleri arasında yer alıyor. Kuzeyde Irak ve güneyde Suudi Arabistan ile komşu olan ülkenin ismi “su kenarındaki kale” anlamındaki “akwat” kelimesinden geliyor.[1]

Osmanlı Devleti 1545 yılından itibaren Basra’yı tamamen kontrolü altına alınca, Kuveyt’in de içinde olduğu coğrafi bölge Basra Beylerbeyliği’ne dahil oldu.

1756’da Utub kabilesine mensup es-Sabah ailesi tarafından Kuveyt Emirliği kuruldu. İngiltere, es-Sabah ailesinin yönetiminde önemli bir ticaret merkezi konumuna yükselen Kuveyt’e olan ilgisini ve bölge üzerindeki etkinliğini peyderpey arttırmayı başardı.

Sultan 2. Abdülhamid döneminde Kuveyt meselesi, Osmanlı Devleti ile İngiltere arasında büyük bir mücadelenin kaynağı oldu. Ancak 2. Abdülhamid’in tahttan indirilişi ve Birinci Dünya Savaşı ile birlikte İngiltere bölgedeki hakimiyetini giderek arttırdı.

Bu süreçte önce 1899’da İngiltere ile imzalanan anlaşma uyarınca İngilizlerin güvencesi ve denetimi altında Osmanlı’dan yarı bağımsızlık kazandı. Bu anlaşma ile Kuveyt, fiilen İngiliz mandası haline gelmiş oldu. Daha sonra Birinci Dünya Savaşı’nın başlarında İngiltere Basra’yı ele geçirince Kuveyt’i himayesi altına aldığını ilan etti.

Bölgede petrolün keşfedilmesiyle hızla zenginleşen Kuveyt, 1953’te Körfez Bölgesi’nin en büyük petrol ihracatçısı haline geldi. 19 Haziran 1961’de İngiltere’den bağımsızlığına kavuşan ilk Körfez ülkesi oldu. Ancak Kuveyt’in bağımsızlık ilanına rağmen İngiliz askeri 1971 yılına kadar ülkedeki varlığını sürdürmeye devam etti.

Birinci Körfez Savaşı

Takvimler 2 Ağustos 1990’ı gösterdiğinde ülke Irak askerleri tarafından işgal edilmişti. Irak hükûmeti, Kuveyt’in Irak’ın on dokuzuncu ili olarak ilhak edildiğini bildirdi. Bu harekâtın sonunda patlak veren uluslararası kriz, 1991 yılı başlarında Amerika’nın başını çektiği bir savaşa yol açtı. Birinci Körfez Savaşı olarak bilinen bu savaşın sonunda Irak harap olmuş, on binlerce Iraklı hayatını kaybetmiş, Kuveyt ağır hasar almış, büyük boyutlu bir mülteci sorunu ortaya çıkmıştı. Tabii tüm bunlarla beraber Amerika, Orta Doğu’daki varlığını daha da güçlendirmiş, hatta “rakipsiz süper güç” durumuna gelmişti.

Körfez Savaşı’nın sebepleri ve Saddam Hüseyin’in hataları elbet konuşulmalı. Her meselede suçu “emperyalist güçlere” atmanın iyi bir fikir olmadığını düşünüyorum. Bununla beraber ben bu yazıda daha çok ABD Başkanı George Herbert Walker Bush’un (Baba Bush) askerî harekât için fazlasıyla ısrarcı olmasının muhtemel sebeplerine kısaca değinmek istiyorum.

Bush, Saddam’ı Hitler’e benzetiyor, rejimini yok etmenin gerekliliğini ifade ediyor, merhametsiz bir despota karşı bu askerî harekâtın zorunlu olduğunu vurguluyordu. Ancak Kuveyt’in kurtuluşu ve Hüseyin’in zalimliği söylemi ardında askerî harekât için çok daha pragmatik bir sebep yatmaktaydı.

Körfez devletleri, ABD ve Avrupa’ya makul bir fiyatı olan petrole erişimi sağlıyorlardı. Batılı petrol tüketici milletler için Arap Körfez monarşilerinin istikrarı ve Batı’ya petrol satma isteklilikleri, Batı’nın ekonomik refahı açısından gerekliydi. Batı için petrolün ne demek olduğunu 1973 petrol krizine bakarak az çok anlayabilirsiniz.

Ayrıca Körfez hükümdarları petrol gelirleriyle Avrupa ülkelerine büyük yatırımlar yapıyorlardı. Suudi Arabistan, Kuveyt ve BAE’nin Batı’daki toplam yatırımları 200 ila 300 milyar dolar arasındaydı.

Yani kısacası Körfez’de var olan ekonomik ve siyasal düzen ABD’nin çıkarlarına hizmet ediyordu ve Saddam Hüseyin’in Irak’ı bu düzene bir tehditti.[2]

Sonuç olarak savaş bittiğinde bu coğrafyaya kalan yine on binlerce ölü, milyarlarca dolarlık zarar, milyonlarca evsiz insan ve ağır hasar almış ekonomiler oldu.

Körfez Savaşı, devasa boyutlu bir kriz ve Orta Doğu’da yeni bir dönemin başlangıcı olması dolayısıyla sebepleri, sonuçları, hataları ve coğrafyaya etkileri uzun uzun konuşulması gereken bir konu. Bu konuyu başka bir yazıya saklayarak biraz da ülkedeki siyasî denklemden bahsetmek istiyorum.

Kuveyt’te Siyasî Yapı

Birinci Körfez Savaşı, Kuveyt siyasetinde dönüm noktası oldu diyebiliriz. 1990-91 Irak işgal yönetiminin ardından yeniden iktidara geçen es-Sabah ailesi, ülkede seçimle yetkilendirilen bir parlamento kurdu. Anayasası sayesinde Kuveyt’in siyasal sistemi katılımcı demokrasi ve monarşi yönetimi dengesinden yararlanmaktadır. Bu sistemin içinde seçilmiş bir parlamento ve atanmış bir kabine bulunur.

Kuveyt Ulusal Meclisi (seçilmiş parlamento) halkın 5 seçim bölgesinin her birinden 10’ar kişi olmak üzere seçtiği 50 üyeden oluşur. Kabine üyelerinin seçilen bu 50 milletvekili arasından atanma zorunluluğu yoktur. Ancak anayasaya göre bakanlardan en az birinin parlamentodan seçilmesi gerekiyor. Kabine üyeleri, Emir’in atadığı başbakan tarafından seçilir ve başbakan hariç 15 kişiden oluşur. Başbakanlık, Dışişleri Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Savunma Bakanlığı gibi kilit görevlere geleneksel olarak es-Sabah ailesi üyeleri getirilmektedir. Ancak bu bir zorunluluk değildir. Örneğin halihazırdaki İçişleri Bakanı es-Sabah ailesinden değil.

Ülkede siyasî parti kurmak yasak. Bununla birlikte iyi organize olmuş birtakım siyasî oluşumlar faaliyet gösteriyor ve seçimlerde yarışıyorlar. Kuveyt’i Körfez bölgesindeki Arap monarşilerinden ayıran en önemli özellik, es-Sabah ailesinden seçilenler de dahil olmak üzere, bakanları sorumlu tutma gücüne sahip bir parlamentosunun olması. Kuveyt anayasasına göre seçilmiş parlamento üyeleri, başbakan ve bakanlar için güvensizlik oyu kullanabilir ve onları görevden istifa etmeye zorlayabilir. Hatta parlamento üyeleri hükûmete meydan okuyarak seçimleri boykot dahi edebilirler. Kuveyt siyasî tarihi son 10 yıl içerisinde bahsettiğim tüm bu olaylara şahit oldu.

Emir Sabah 2006 yılında tahta çıktıktan sonraki 14 senelik süre zarfında meclisi birçok kez feshetti, hükûmet kabinesinde neredeyse her yıl değişiklik yaptı. Ekonomik durgunluk ve halkın taleplerine cevap vermek, bu siyasetin gerekçesi olarak sunuldu. Muhalefetin meclisteki temsil imkânlarını genişleten Emir, kabine değişikliklerinde muhalefetin tercih ettiği isimlere de görev verdi.

2010 yılı Aralık ayında Tunus’ta başlayıp diğer Arap ülkelerine yayılan isyan dalgasının tabiri caizse Kuveyt’te hafif sıyrıklarla atlatılmasının sebebi de buydu. Emir, toplumsal talepleri dikkate alarak uyguladığı tutarlı siyaset ve reformlar sayesinde, diğer Arap ülkelerinin birçoğunda kaosa neden olan olayları kontrol altına almayı başardı.

Kuveyt’te Yeni Dönem

Yazının başında da belirttiğim gibi bir önceki Emir Sabah el-Ahmed el-Cabir es-Sabah, günahıyla sevabıyla bu dünyadan göçüp gitti. Şimdi Kuveyt’te yeni bir dönem başlıyor. Yeni Emir Şeyh Nevvaf’ın politikaları henüz belli değil; ancak ülkenin bulunduğu çalkantılı Körfez sahasında ara buluculuk yapmaya devam etmesi ve dış politikada izlenen ustaca siyaseti sürdürmesinin kuvvetle muhtemel olduğu ifade ediliyor.

[1] https://tr.wikipedia.org/wiki/Kuveyt

[2] William L. Cleveland, Modern Ortadoğu Tarihi (İstanbul: Agora Kitaplığı, 2008), 530.

Önceki İçimizdeki Truva Atları

Comments are closed.